Risale-i Nur Nedir? Said Nursi Kimdir?

Risale-i Nur Nedir?

Kur’anın hakikatlarını müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve isbat eden Risale-i Nur Külliyatı, her insan için en mühim mes’ele olan “Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatları nedir?” gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat’î bir şekilde, çekici bir üslûb ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin ediyor.

Tefsir iki kısımdır. Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur’anın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin manalarını beyan ve izah ve isbat ederler. İkinci kısım tefsir ise: Kur’anın imanî olan hakikatlarını kuvvetli hüccetlerle beyan ve isbat ve izah etmektir. Bu kısmın çok ehemmiyeti var. Zahir malûm tefsirler, bu kısmı bazan mücmel bir tarzda dercediyorlar; fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannid feylesofları da susturan bir manevî tefsirdir. Risale-i Nur sübjektif nazariye ve mütalaalardan uzak bir şekilde, her asırda milyonlarca insana rehberlik yapan mukaddes kitabımız olan Kur’anın hakikatlarını rasyonel ve objektif bir şekilde izah edip insaniyetin istifadesine arzedilen bir külliyattır.

Risale-i Nur!.. Kur’an âyetlerinin nurlu bir tefsiri…Baştan başa iman ve tevhid hakikatlarıyla müberhen…Her sınıf halkın anlayışına göre hazırlanmış…Müsbet ilimlerle mücehhez…Vesveseli şübhecileri ikna ediyor…En avamdan en havassa kadar herkese hitab edip, en muannid feylesofları dahi teslime mecbur ediyor… Risale-i Nur!.. Nurlu bir külliyat…Yüzotuz eser…Büyüklü küçüklü risaleler halinde…Asrın ihtiyaçlarına tam cevab verir…Aklı ve kalbi tatmin eder…Kur’an-ı Kerim’in yirminci asırdaki -lafzî değil- manevî tefsiri… İsbat ediyor!..

Akla gelen bütün istifhamları…Zerreden Güneş’e kadar iman mertebelerini…Vahdaniyet-i İlahiyeyi…Nübüvvetin hakikatını… İsbat ediyor!.. Arz ve Semavat’ın tabakatından, melaike ve ruh bahsinden, zamanın hakikatından, haşir ve âhiretin vukuundan, Cennet ve Cehennem’in varlığından, ölümün mahiyet-i asliyesinden ebedî saadet ve şekavetin menbaına kadar…Akla gelen ve gelmeyen bütün imanî mes’eleleri en kat’î delillerle aklen, mantıken, ilmen isbat ediyor…Pozitif ilimlerin müşevviki…Riyazî mes’elelerden daha kat’î delillerle aklı ve kalbi ikna’ edip, merakları izale eden bir şaheser…

Büyük bir titizlik ve hassasiyetle üzerinde durduğumuz mühim bir husus da; Risale-i Nur’un lâyık ellere geçmesi ve onun hakikî fiatı olarak en az yirmibeş kişinin istifade etmesinin temin edilmesidir.

Bu manevî tefsir; “Sözler”, “Mektubat”, “Lem’alar”, “Şualar” diye dört büyük kısımdan müteşekkil olup, yekûnü 130 risaledir.


(Tarihçe-i Hayat’tan alınmıştır.)

Bediüzzaman Kimdir ?

Bediüzzaman Said Nursî, 1878’da Bitlis vilayetine bağlı Hizan ilçesi Nurs köyünde dünyaya geldi.

Bediüzzaman Said Nursî, 1878’da Bitlis vilayetine bağlı Hizan ilçesi Nurs köyünde dünyaya geldi. Çocukluğunda çevresindeki medreselerde eğitim gördü. Kendisinde görülen harikulade zeka ve hafıza sebebiyle, önceleri Molla Said-i Meşhur diye tanındı. Daha sonra “Zamanın Harikası”anlamında “Bediüzzaman” ünvanıyla şöhret buldu.


Talebelik yıllarında temel İslamî ilimlerle ilgili doksan kitabı ezberledi. Her gece bunlardan birini tekrar ediyordu. Bu tekrarlar O’nu, Kur’an ayetlerini derinlemesine anlamasına birer basamak oldu ve her bir Kur’an ayetinin bütün kâinatı ihata ettiğini gördü.


1900’lü yılların başında doğuda Medresetü-z Zehra adında, din ve fen ilimlerinin birlikte okutulduğu bir İslam üniversitesi kurmak fikriyle hilafet merkezi olan İstanbul’a geldi ve hayatı boyunca bu fikrini gerçekleştirmek için gayret gösterdi. Doğrudan, istediği şekilde bir üniversite kuramamakla birlikte memleketin her tarafında şubeleri bulunan yaygın bir medrese sistemi tesis etti.


I. Dünya Savaşı yıllarında doğu cephesinde gönüllü alay komutanı olarak hizmet etti. Savaş esnasında yaralanıp iki buçuk yıl Rusya’da esir kaldı. 1917’deki Bolşevik İhtilali esnasındaki kargaşadan yararlanıp esaretten kurtuldu. Dönüşte, Genelkurmay’ın kontenjanından Osmanlı’nın en üst düzey dinî danışma merkezi olan Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye’de görev yaptı. İngilizlerin İstanbul’u işgali yıllarında onların aleyhinde Hutuvat-ı Sitte adıyla bir risale neşretti.


Anadolu’da başlatılan İstiklal mücadelesine destek verdi.
1925 yılında Van’da eğitim faaliyetlerinde bulunurken, o sırada meydana gelen Şeyh Said hareketi sebebiyle, bu harekete karşı çıktığı hâlde, tedbir olarak önce Burdur’a, ardından Isparta ve Barla’ya gönderildi. Burada sekiz yıl kaldı. Risale-i Nur isimli Kur’an tefsirinin çoğu bölümlerini burada yazdı. Eserleri ve fikirleri sebebiyle Eskişehir Mahkemesine sevk edildi.
Sürgüne gönderildiği Kastamonu’da eserlerini yazmaya devam etti. 1943’te Denizli Mahkemesi’ne, 1948’de Afyon Mahkemesi’ne sevk edildi. Mahkemeler beraatla neticelendi.


1950’de çok partili hayata geçildiğinde, dini hak ve hürriyetler genişledi. Bediüzzaman, bu dönemde eserlerini matbaalarda bastırdı.
Bediüzzaman Said Nursi, 23 Mart 1960’ta Urfa’da Hakk’ın rahmetine kavuştu.